OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, cilt.23, ss.1-21, 2026 (TRDizin)
Tarihsel olarak Osmanlı
şehirlerinde ve seyahat yollarında yaygın olarak karşımıza çıkan açık hava
ibadet alanları olan namazgahlar, mimarlık tarihinde muğlak bir konum teşkil
eder. Kapsamlı bir şekilde belgelenmiş ve çeşitli tipolojik sınıflandırmalara konu
olmalarına rağmen, bu yapılar bugüne dek genellikle kalıntı dini yapılar veya
atıl miras nesneleri olarak ele alınarak mimarlık kuramının büyük ölçüde
çeperlerinde kalmışlardır. Bu makale, bu dışlanmanın, mimari bir eksiklikten
ziyade, namazgahın (mimariyi kapalı alanla, iç mekanı hacimle ve kutsal mekanı
anıtsallıkla özdeşleştiren) hakim varsayımlara gösterdiği dirençten
kaynaklandığını savunur. Yazar, namazgahları, onaltı ila ondokuzuncu yüzyıl
Osmanlı İstanbul'undan kalan ve fiziksel kalıntıları günümüzde hala
erişilebilir olan elli beş örnek üzerinden inceler ve münferit bir bina
tipolojisi yerine esnek birer mekânsal çerçeve olarak yeniden ele alır. Yöntem
olarak eleştirel tarihyazımı ve semantik analizin yanısıra namazgahın mimari
bileşenlerinin, tipolojik konfigürasyonlarının ve tarihsel işlevlerinin
yakından incelenmesine dayanan bu çalışma, namazgahların, ilişkisel düzenekler
ve bedensel pratikler yoluyla, kapalı bir mekandan azat olmakla birlikte kendi
içinde hala tutarlılık sergileyen mekansallıklar ürettiğini ortaya koyar.
Tarihsel olarak namazgahlar sadece ibadet yerleri değil, aynı zamanda yön bulma
araçları, dinlenme durakları, toplanma alanları ve hareket peyzajlarına gömülü
sosyokültürel düğüm noktaları olarak da işlev görmüştür. Makale, bu işlevlerin
modern zamanlardaki kademeli azalışını izleyerek, namazgahların nasıl sembolik
olarak kutsal ancak mekânsal olarak pasif kalıntılara dönüştüğünü gösterir.
Buna karşılık, namazgahı, yönelim, ilişkisellik ve mekânsal kodlama yoluyla
üretilen türden bir mimari içselliği yeniden düşünmemizi sağlayan eleştirel bir
mercek olarak ele almayı önerir. Böylece çalışma mimari tipoloji, kutsal mekân
ve iç mekânın sınırlarını zorlayan tasarım uygulamaları hakkındaki tartışmalara
katkıda bulunmaktadır.
Namazgahs – open-air
prayer spaces widespread across Ottoman cities and travel routes – occupy an
ambiguous position within architectural history. Despite extensive
documentation and typological classification, they have largely remained
peripheral to architectural theory, often treated as residual religious
installations or inert heritage objects. This article argues that such
marginalization stems not from architectural deficiency, but from the
namazgah’s resistance to dominant assumptions equating architecture with
physical containment, interiority with volume, and sacred space with
monumentality. Studying fifty-five namazgah sites from sixteenth- to
nineteenth-century Ottoman Istanbul, the physical remains of which are still
locatable within the contemporary city, the author reframes the namazgah as a
flexible spatial framework rather than a discrete building type. Drawing on
critical historiography and semantic analysis as well as a close examination of
architectural constituents, typological constellations, and historical
functions, the study demonstrates that namazgahs operate through relational
assemblages and bodily practices that produce coherent spatialities without
enclosure. Historically, they functioned not only as places of prayer but also
as wayfinding devices, rest stops, gathering grounds, and sociocultural nodes
embedded within landscapes of movement. By tracing the progressive reduction of
these functions in modern contexts, the article shows how namazgahs have been
transformed into symbolically sacred yet spatially inactive remnants. In
response, it proposes the namazgah as a critical lens for rethinking an
architectural interiority that is generated through orientation, relationality,
and spatial inscription. In doing so, the study contributes to debates on
architectural typology, sacred space, and design practices at the limits of
enclosure.